VUSLAT’A BEŞ KALA

Ne umutlar yükleyip sırtımıza nelerle dönüyoruz

Çekmeyen mi var be şu gözü kör olasıca vuslatı.Seversin özlersin, ayrı kalırsın özlersin,  terk edilir terk eder özlersin, anayı-babayı atayı özlersin, gardaşı sılayı köyünü özlersin, gün gelir doğup büyüdüğün memleketini terk eder dağını taşını, toprağın kokusunu, hasretin en koyusunu koynunda taşır, yüreğin de özlem, gözün de yaşanmışlıklar, kulağında hasret türküsü, burnun dan VUSLAT tüter özlersin

Kim bilir ne umutlar yükleyip sırtına göç eder insanoğlu koca kentlere.Yeni yaşamlar, yeni işler, bacası tüten evinin ocağında kaynayan mercimek çorbasının hayaliyle.Gözün de yeni iş imkanı, cebinde de üç-beş kuruşuyla gelir yerleşir koca şehrin en ucra köşelerinden birine. Memleketini köyünü barkını, her gün su doldurduğu tulumbasını, bahçesinde taze taze yetiştirdiği sebzesini-meyvesini, çok sevdiği sarı öküzünü, kınalı kuzusunu nasıl da arkasında bırakır gelir televizyonlardan izleyip, renkli büyüsüne kapıldığı, aklını kullananı vezir yapan, akılsız olanı da saniye de yutan şehirlere. Ahh ahh kalmaz mı gözün de geçmişe özlem ”ben ne ettim de kime uydum da geldim”demez mi.Demez tabi ilk günler demez.Diyeceği günler çok yakın da gelecek elbet.Evini tutacak döşeyecek, işini bulacak yada kuracak, tenceresini kaynatacak ocakta.Günler su gibi akıp geçecek
VUSLAT kalmayacak eskisi gibi artık hatırında belki hiç hatırlamayacak bile.
‘Ne de iyi edip gelmişiz, neden daha önce düşünemedik buralara gelmeyi”diyecek. Kaynıyor ya tenceresi,  evine götürecek bir ekmek parası kazanıyor ya artık günler nasıl da mutlu-mesut geçiyor ya onlar için köy gelir mi insanın aklına.Hep gidecek sanır ya gitmez elbet.

Çoğalacak pek yakın da dertleri, beli bükülecek zor gelecek bu koca şehirde yapayalnız kalmak ne yapsa ne etse iki ucuna birleştiremeyecek düğmeleri çoğaldıkça çoğalacak hiç azalmıcak, iki olan çocuk dört olacak, sofraya bir tabak
daha eklenecek, bir yenen ekmek beş olacak, yetmeyecek ocakta pişirdiği aşı bulguru, yetmeyecek evin iki göz odası, yetmeyecek kazandığı üç beş kuruşu ayağını yorganına göre uzatamayacak. Vahh çekecek uzun uzun.”Kime uydum da geldim bu koca kente”diyecek. İşte o zaman köyü gelecek aklına kınalı kuzuları, gürül gürül akan dereleri, özlem dolacak kalbine VUSLAT‘ ın türküsünü söyleyecek sessiz sessiz, ”geri mi dönsek ne etsek bilemedim şimdi” diyecek. Çok düşünecek, çok danışacak işin içinden çıkamayacak ”En iyisi mi geri dönmek bize göre değil buralar” diyecek.
Toplayıp pılını-pırtısını yükleyecek kamyona düşecek memleketinin  yollarına.Nasıl da gülüyor gözleri şimdiden nasıl da özlemiş bahçesini sarı öküzünü.Gözleri dalar uzaklara ”Değer miydi” der, ”Değer miydi televizyondan izleyip sadece adını bildiğim şehre gelmek” ”Sarı öküzüm le tarla mı sürer ekerim mısırı mı, bahçe mi beller ekerim yeşilliği mi, tütünü mü sarar dumanını savururum masmavi göklere, tavşan kanı demli çayımı da bir güzel yudumlarım”der.Var mıdır insanın doğup büyüğü gibi memleketi yoktur elbet.

memleketim

VUSLAT’ a BEŞ KALA DEĞMEDİ YA……..

köye dönmek